Prof. Dr. Niyazi Öktem, Anayasa değişiklik paketinin özde olumlu olduğunu ancak Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini güçlendirmesinin demokratikleşme idealine zarar vereceğini söylüyor.
Niyazi Öktem
Prof. Dr. İ.Bilgi Üniversitesi


ekliyorduk, tarafsız ve bağımsız bir yargı düzenlemesine girilecek... Bekliyorduk tam bir parlamenter rejim sürecine gidilecek... Bekliyorduk yasama-yürütme-yargı arasında uyumlu bir denetim ve dengeleme mantığı getirilecek...
Hükümetin demokratikleşme sürecine güveniyorduk. Takiyye iddialarına itibar etmiyor, muhafazakâr kökenli iktidarın reformlar yaptığını görerek onlara saygı duyuyorduk.
Ve birden bire özde olumlu, yargısal düzenlemelerde olumsuzluğu körükleyen bir Anayasa taslağıyla karşı karşıya kaldık.
Tamam... Pozitif ayırımcılığa eyvallah. Eksik de olsa memurlara sendikal haklar verilmesi son derecede gerekli. Kamu Deneticiliği Kurumu çok yerinde bir düzenleme. Tabii ki YAŞ kararlarına yargı yolu açılacak. Seyahat özgürlüğünün boyutlarının genişletilmesine kim itiraz edebilir? Bireysel başvuru hakkı da son derecede isabetli ve demokratik bir düzenlemedir. Kişisel verilerle ilgili bilgilendirmede bireyin inisiyatifine değer verilmesi ne kadar güzel. Aile korunuyor, çocuğa kol kanat geriliyor. Siyasal partilerinin kapatılması bağlamında yeni düzenleme getiriliyor; hadi diyelim ki bu da eskisine nazaran daha olumlu.
‘Devlet benim’ psikozu
Ama yargı... Felaket ki felaket...
Yargı nerdeyse tamamen Cumhurbaşkanının şahsi icraat organı haline dönüşmüş. Düşünün, Cumhurbaşkanının artık doğrudan halk seçiyor. Ve öyle bir Cumhurbaşkanı ki bu hiçbir sorumluğu yok. 1982 vesayet Anayasasının son derecede yetkili ama siyasal sorumluluğu olmayan cumhurbaşkanı anlayışı Türkiye’yi bu hale getirdi. Evren Paşa için dikilen elbise ülkeyi krizlere sürükledi. Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamını o atıyor. Evet önüne bir liste geliyor, ama o kendi meşrebine uygun olanları bir gecede üye olarak o üst makama getiriyor. 11 Anayasa Mahkemesi üyesinin sekizini eğer Ahmet Necdet Bey değil de Abdullah Bey veya rahmetli Özal atamış olsaydı, biz belki de 367 krizini yaşmayacak, Anayasa değişikliğine ilişkin maddelerin içeriğiyle ilgili hüküm verilmesine tanık olmayacaktık.
Keza Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) üyelerinin atanması da aynı vesayet düşüncesinin ürünü değil mi? YÖK üyelerinin atanması, rektörlerin işbaşına gelmesinde aynı anti-demokratik mantık yok mu? Bir bakıyorsunuz kendi üniversitesinde bir oy almış rektör adayını YÖK ilk üç sıra içerisine koyuyor, Ahmet Necdet Bey de onu atıyor. Benzer tutum ve yaklaşım Abdullah Bey için de söz konusu. Nasıl olsa Anayasa onlara bu yetkiyi vermiş. Her biri birer XIV. Louis kesiliyor ve “Devlet benim” psikozuna kapılıyor. Hiç bir siyasal sorumluluğu olmayan yetkili ve güçlü Cumhurbaşkanı düzenlemeleri despotlar yaratır.
Cumhurbaşkanının rolü
Oysa çağcıl parlamenter rejimlerde cumhurbaşkanlığı kurumu bir anlamda simgeseldir. O devleti temsil eder, yönetim yetkisi son derecede sınırlıdır. Başkanlık rejiminin olduğu ABD gibi ülkelerde ise, başkan sıkı bir şekilde yasamanın denetimi altındadır. Örneğin, Supreme Court (Yüksek Mahkeme) üyelerini o seçer ama atama işleminden önce adaylar Senato önünde sorguya çekilirler. Senato icabında Yüksek Mahkeme üyelerini görevden alabilir. Orda karşılıklı bir dengeli denetim sistemi vardır. ABD’de başkanlık rejiminin kurumları yerli yerindedir. Bizde ise Anayasa geleneklerinde adı olmayan bir rejim mevcuttur. Güya parlamenter rejim, ama başkanlık rejiminde olduğu gibi güçlü bir cumhurbaşkanı. Tam bir devekuşu.
Hal böyle iken, siz yeni düzenlemelerle çok daha güçlü, yargıyı çok daha fazla kendi hegemonyası altına alacak, karşılıklı dengeli denetim sisteminin olmadığı bir cumhurbaşkanlığı kurumu öngörmektesiniz. 19 üyeli Anayasa Mahkemesi üyelerinin 16’sını bizzat Cumhurbaşkanı atıyor. Evet, YÖK, Danıştay, Yargıtay, barolar, üniversiteler seçim yaparak adaylarını gösteriyor ama atamayı yapacak organ cumhurbaşkanlığı makamı. Belli siyasal geçmişi olan veya belli siyasal önyargılara sarılan cumhurbaşkanlarının ideolojik atama operasyonlarına hep tanık olduk. Size kapatma davasını açan Başsavcı, Ahmet Necdet Bey tarafından uzatmaların oynandığı dönemde atanmıştı. Size hala ders olmadı mı? Bugün bana yarın sana mantığı sağduyudan uzak bir tutumdur. Siyasete, hukuka sağduyu, fazilet egemen olmalıdır. Hepimizin ve sizin iman ve inanç boyutu Farabi’nin Faziletli Medine’sini ideal olarak görmüyor mu?
Faziletli Medine nerede?
Hepimizin siyasal eğilimi, hepimizin ideolojik tutumu olabilir. Türkiye gibi etik kaygıların ikinci plana atıldığı, Faziletli Medine’lerin sözde kaldığı topluluklarda yandaşlığı asgari düzeye indirgeyebilmek için hukuk kurum ve organlarının yapısında olabildiğince objektif düzenlemelere gidilmelidir. Neden atama yetki ve gücünü Cumhurbaşkanına veriyorsunuz? Bizim Cumhurbaşkanlarımızın hepsi ama hepsi ideolojik kökenlerini ayraca alarak objektif olmayı becerememişlerdir.
Şimdi siz onları daha da güçlü hale getiriyorsunuz. Bırakın barolar, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay, üniversiteler, hatta ve hatta sendikalar, meslek kuruluşları doğrudan doğruya Anayasa Mahkemesi üyelerini seçsin. Meclis de 2 veya 3 hukukçu yollasın. Üyelerini 1/3 ‘ü 6-7 senede bir değişsin. Sirkülasyon sağlansın. Böylelikle belli oranda objektivite, tarafsızlık sağlanabilir. Madem bizler, Cumhurbaşkanımız tarafsız olamıyoruz, bırakın sistem tarafsızlığı sağlasın. Oysa mevcut taslakta, taraflı bir cumhurbaşkanına bağlı son derecede güçlendirilmiş “bağımsız” bir yargı mevcut. Her zaman Evren Paşa’nın olmayacağı gibi, her zaman Abdullah Gül’ler de o makamda olmaz. O zaman başınıza inecek olan Demokles’in kılıcının boyutlarını siz düşünün.
Demokratik temsil
HSYK’nın düzenlenme mantığı fena değil. Bu bakımdan durum Anayasa Mahkemesi kadar vahim görünmüyor. Ancak orada da Cumhurbaşkanı her yerde var. Neden? Cumhurbaşkanına bağlı bir üst yargı kurumu mu yaratılıyor? Evet... Birinci derecedeki yargıç ve savcıların seçecekleri üyelerin geniş oranda temsili demokratik bir zihniyeti yansıtıyor. Öyle ya, hakim ve savcıların özlük hakları, atanmalarıyla ilgili konularda gençlerin de söz ve temsil hakkı olmalı.
Jüritokrasi merakı
Ama bizim yüksek yarı organı mensuplarımız yukarıdaki durumu kabullenemiyor, yargıçlar ve hakimler devletini savunuyor. Genç yargıç ve savcılara güvenmemek, “onları biz temsil ederiz” demek tam bir statükoculuktur. Yüksek yargı organlarının başında olanları da Platon’un “Erdemli Sitesi” pek ırgalamıyor. Önemli olan güç ve jüritokratik iktidarlarını sürdürmek. Objektivite, tarafsızlık önemli değil. Gücünü hiçbir şekilde ulusal egemenlikten, genel iradeden almayan yargı gücünü, sadece bağımsız yargı anlayışıyla korumak yetmez, önemli olan bağımsız ve tarafsız yargıdır.
Bir yandan siyasal iktidar, bir yandan muhalefet, öte yandan yüksek yargı organı mensupları, herkes güç kazanmak veya gücünü pekiştirmek istiyor. Etik kaygılardan uzak güç
peşinde koşmak ülkeyi yıpratıyor, ilerlemeyi geciktiriyor, sağduyu ve ahlakı ortadan kaldırıyor; adalet düşüncesi yerle bir ediliyor. Bırakın lütfen kısır sürtüşmeleri.
Sivil ve askeri bürokrasi artık darbeden yana değil ama bayrak mitingleri tarzındaki, arkası bir hayli karanlık operasyonlarla kendilerine yakın bir iktidarı işbaşına getirmek istiyorlar. Son dört-beş yıllık süreç, görülmekte olan dava ve soruşturmalarla gün ışığına çıktı gibi. Aslında amaç askeri müdahale değil, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne alternatif yaratarak, onu alaşağı etmekti. Hitler ve Peron da bu tür süreçlerle kamuoyu oluşturularak seçimle iktidara getirildiler. Bizimkiler adam gibi lider, adam gibi aydın, adam gibi kitle bulsalardı ve pervasızca değil akıllıca davransalardı başarılı olabilirlerdi.
İmam-ı Azam’a kulak ver
Son taslakla karşıt paralelde bir operasyonla mı karşı karşıya kaldığımızın korkusunu yaşayanlar olacaktır. Onlar saklı plan, saklı ajanda peşindeler. Öyle ya, yargıyı ele geçirmiş denetimden uzak bir cumhurbaşkanı gündemde. Ve üstelik seçimle işbaşına geliyor. Yasama organının desteğini almış, halkın doğrudan güvenini kazanmış. Yargı da ona bağlanmış. Gel keyfim gel. Bizde korkular kolaylıkla paranoyaya dönüşmekte ve hemen “kurtar bizi asker baba” psikozuna girilmektedir. Bunlara fırsat vermeyin.
Onlar böyle düşünebilirler ama biz ihtimal vermek istemiyoruz: Cumhurbaşkanlığı seçiminde acaba Tayip Bey adaylığını mı koyacak? Anayasa taslağı bunun mu habercisi?
Tayyib bey gerçekten bir karizma, ağırlığını dünya siyasetinde kabul ettirdi. “One minute”lerle restini çekti, çekmeye de devam ediyor. İçte ve dışta saygınlık azanmış bir Başbakan. Lütfen böyle kalın. Mümin Müslüman terminolojisiyle “heva ve heveslere” kendinizi kaptırmayın. İman boyutunuzu yoklayın. Derinde yatan içinizdeki ses ne diyor? Benden daha iyi bilirsiniz, İmam-ı Azam, “hataları sürdüren insanda, o ses bir müddet sonra susar” diye buyurmuştur. Yönetme arzu ve isteğinin boyutları bu sesin kesilmesine yol açmasın.
Derdi kaos olanlar
Son olarak bırakın lütfen şu CHP’yi. Geçici 15. maddenin iptali mantığıyla onlardan destek alacağınızı mı sanıyorsunuz? Halk oylamasında da
12 Eylül karşıtlarının değişikliğe ‘evet’ diyeceğini mi umuyorsunuz? Aldanıyorsunuz. Onların vicdanları çoktan körelmiş durumda. Onlar siyasal etik açısından kötü sınav verenlerden.
İmam-ı Azam sözü onlar için
çoktan geçerli. Düşünün, siz hafta sonuna kadar mühlet veriyorsunuz, her türlü öneriye açığız diyorsunuz. Belki de siz, bizim de eleştirdiğimiz güçlendirilen cumhurbaşkanlığı kurumuna karşı önerilen düzenlemelere sıcak bakacaksınız. Oysa onlar Yeniçeri destekli baldırı çıplaklar gibi onlar ‘istemezük’ diye bas bas bağırıyor. Onların derdi Türkiye, Türk insanı, Anadolu değil, onlar kaos istiyor. Açılımlara karşı çıkanlar Anadolu insanı olamazlar. Kaldı ki geçici 15. maddeyi iptal etseniz, bu kez gündeme zaman aşımı gibi sorunlar gelecek ve ülke yeni polemiklere gebe kalacaktır. Unutun 15. maddeyi. Referandum sürecinde size hiçbir strateji de sağlamaz.
Sayın Başbakan, cumhurbaşkanlığı kurumunu, onun gölgesini yargıya yansıtan bu taslak sonun başlangıcı olabilir. Güvendiğimiz demokratikleşme süreci biter. Yürekten desteklediğimiz açılımlar, çalıştaylar güme gider. Daha da vahimi takiyye-makiyye, saklı ajanda iddiaları karşısında, sosyolojik analizleri bir kenara bırakıp, şimdiye kadar karşı çıktığımız, ipleri kopardığımız entel-dantel takımı karşısında elimiz kolumuz bağlı kalır. Taslağa “evet” ama cumhurbaşkanının yetki ve gücünü lütfen asgari düzeye indirin. Lütfen gerçekten çağdaş ve gerçekten demokratik bir Anayasa, tarafsız, objektif ve bağımsız yargı için çaba gösteriniz.