Tarihi seyri itibariyle mafyanın Sicilya’da başlayıp Amerika’ya daha sonra diğer ülkelere yayılması mafyayı uluslararası bir kavram haline getirmiştir. Amerikan La Cosa Nostra (LCN) ailelerinden İtalyan Camerro’ya, Ndranghet’dan Japon Jakuzasına, Çin Triads ve Tong’dan Meksika ve Güney Amerika uyuşturucu kartellerine kadar birçok ad ve yapıda fakat aynı amaç altında devletlerin kurtulmak isteyip de bir türlü kurtulamadığı yapılanmalardır.

Arapça kökenli bir sözcük olan mafya ilk kez karşımıza 16.yüzyılın sonlarına doğru Sicilya’nın güney bölgelerinde çıkmaktadır. Sözlük anlamı kahramanlık, cesaret olduğu kadar kendine güven ve kibirdir.

Mafya veya akademik tabiri ile organize suçlar esasen kazanmayı ve çıkar sağlamayı amaçlar. (Suç karteli her şeyden önce kapitalist anlamda ekonomik ve mali bir örgüttür. Her suç örgütünün temelinde şiddet yatar. Burada sözü edilen şiddet, genellikle en uç aşamaya varır ve tümüyle parasal varlığın bölgesel hakimiyeti artırılması ya da pazar kazanılması amacına hizmet eder).

Mafya her ne kadar ekonomik kazancı ön planda tuttuğu gibi siyasi hedefleri de vardır. Yenidünya düzeni, globalleşme ve her türlü alanda artan özgürlükler nedeni ile mafya türü suç örgütleri etki alanını genişletmiş, gizli olarak yönetsel yapıyı (iktidarı) da etki alanına almaya başlamıştır. Böylece yönetimde söz sahibi olan etkili yetkililerle ilişki içine girmiş kamu görevlilerinin bazı kişisel ve ahlaki zaaflarını kullanarak devlette organik bir bağ kurmaya, kurulan bağları geliştirmeye çalışırlar. Demokratik değerlerin yozlaştığı bir yapıda genişlemiş kamu düzeni ve esenliği için bir tehdit olmuştur.

Çalışma biçimi uluslararası şirketlere benzeyen bir örgüt yasal ekonomiden yararlanarak, ama kuralları çiğneyerek, mümkün olan en yüksek karlara ulaşabilmek için kişileri görevlerini en küçük ayrıntısına kadar belirlenmiş, uzun süre yerinde kalmak üzere ve tamamen kapalı olarak düşünülmüş küçük hücrelerden oluşan bir yapıda ise örgütlü suç var demektir.

Niçin mafya ile veya organize suçlarla mücadele bu kadar önemlidir?
Son yıllarda birçok suç türü organize bir biçimde işlenmektedir. Ünlü bir şarkıcının önceden görmediğiniz vesikalık bir fotoğrafını 20 parçaya bölüp bir veya iki değişik parçasını size versek ve şarkıcıyı tanımanızı istesek tanıyamazsınız. İşte organize suçlulukta da, bir fiil çok sayıda kişi arasında bölündüğünden bunlardan birinin veya ikisinin yakalanması suçun ispatına yetmemektedir. Bu yüzden organize suçlulukla mücadelede uzmanlaşma gerekir. Uzmanlaşmanın sonrasında mafya ile mücadeledeki etkinlik daha kapsamlı bir hal alır.

Yeni tip örgütlü suç, suçun doğurduğu maddi zararı da artırmaktadır. Örneğin 1992 yılında örgütlü suç İngiltere’de 24 milyar Sterlin zarara sebep olmuştur.

Liberal demokrasiye geçişle ekonomik anlamda özelleştirmelerin ortaya çıkması ve çeşitli haklardaki özgürlüklerin artması mafyanın dikkatini çekmiş ve bazı boşlukları fırsat bilerek bir yapılanma süreci içine girmiştir. Burada dikkat edilecek nokta, liberalizm anlayışının yaygınlaşmasından ve uygulamaya geçilmesinden sonra mafyanın ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle demokratik yönetim sistemlerinde ortaya çıkabilecek bu tip organizasyonlara yer verilmemelidir. Nitekim Jean Ziegler "Suçun Derebeyleri" kitabında şunu belirtmiştir: "Örgütlü suçun temel niteliği yasal ve siyasal mekanizmaları korkutmak felce uğratmak ve gerektiğinde yozlaştırmaktır." Ayrıca organize suç örgütlerine karşı yapılacak etkin mücadelede haklardan yararlananlar ile kötüye kullananları birbirinden net biçimde ayırmak gerekir. Polise ve adalete örgütlü suç çetelerinin ölümcül de olabilen gündelik saldırılarına etkili bir biçimde karşılık verebilmeleri olanağını vermek, bunu yaparken de vatandaşın temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmemesi gerekir. Buna bağlı olarak demokratik yapının yozlaşması da önlenmiş olacaktır.

Örgütlü Suç Tipleri

Mafyanın asli para kaynağı uyuşturucudan elde edilen gelirdir. Uyuşturucu maddenin, üretildiği ve satıldığı yer arasındaki fiyatında fahiş bir fark vardır. Örnek olarak haşhaşı ele alalım: Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Programı (UNDCP) verilerine göre sadece 1995 yılında Rus askerleri Afganistan’dan 200 ton haşhaş ithal ettiler. Haşhaşın kilosu Afganistan sınırında 150 dolar, Kırgızistan'ın zorunlu transit kenti Oş’ta 1000 dolar, kova’da ise 10.000 dolardır. Bu değer, diğer bir uyuşturucu türü kokain için ise şöyledir: Kolombiya'da 14 Sterlin olan kokainin Avrupa satıcısına ulaştığında fiyatı 35.000 Sterline ve hatta toptancıdan sokak satıcısına ulaştığında ise 70.000 Sterline çıkması gerçekten ürkütücü bir rakamlardır. Geliri bu şekilde olan uyuşturucu madde kaçakçılığı ile mücadele de o kadar pahalı olmaktadır. Ülkemizde sadece polis teşkilatı olarak uyuşturucu suçları ile mücadele için 1998 yılında 40 milyon dolarlık bir harcama yapılmıştır.

Bu konu uluslararası platformda da tartışılmış ve şaşırtıcı tespitlerde bulunulmuştur: 25.11.1998 tarihinde Avrupa Birliği’nin İçişleri ve Adalet konularında işbirliğini öngören K4 Komitesi Toplantısı düzenlenmiştir. Toplantıda heyet başkanı tarafından Türkiye’den Avrupa’ya yönelik olarak gerçekleşen yasadışı insan kaçakçılığı ve uyuşturucu madde kaçakçılığının PKK’nın faaliyetlerinden kaynaklandığını ve uyuşturucu kaçakçılığının PKK terör örgütünün finansman kaynaklarını teşkil ettiği ve bundan elde edilen gelirle silah satın alındığı ifade edilmiştir.

Örgütlü suçun bir diğer para kaynağı yasadışı insan ticaretidir. Uluslararası Göç Örgütü (OIM), örgütlü suç babalarının sadece 1997 yılında insan kaçakçılığından elde ettikleri geliri 7 milyar dolar dolayında olduğunu hesaplamaktadır.

Göçmenlerin kaç kişi olduğu konusunda OIM kesin bir sayı verememektedir. 1997 yılının ilk 8 ayında Doğudan (Ortadoğu dahil) gelen ve Batı Avrupa ülkelerinden sığınma hakkı isteyen 690.000 kişi bilinen tek kesin rakamdır. OIM’nin tahminlerine göre 1989-1996 yılları arasında sadece Çin’den Batı Avrupa’ya ve ABD’ye sığınanların sayısı 1.000.000’a yakındır. Peki neden bu kadar çok insan kaçakçılığı olmaktadır? Bu sorunun cevabı devletlerin sosyal ve ekonomik yapıları ile alakalıdır. İnsan kaçakçılığı daha çok ekonomik ve sosyal sorunlarla birlikte Almanya, Hollanda gibi yaşam düzeyi yüksek olan ülkelere gitmek isteyen şahısları ortalama 3000-8000 Alman Markı karşılığı bu ülkelere yasadışı yollardan kaçıran kişi ve şebekeler tarafından yapılmaktadır. Bu tür insanların hayatları ya bir deniz kazası ile ya da gittikleri ülkelerde umduklarını bulamamakla sonuçlanmaktadır.

Şöyle bir örnek de verebiliriz: Estonya’nın başkenti Tallin’den kalkan feribot bu kentin Stockholm ile bağlantısını sağlar. 1994 yılı Şubat ayında bir denizcinin keskin kulağı bir faciayı önler. Geminin ambarında nöbet gezisi yapan denizci yükleme sırasında boş olduğu belirtilen bir konteynerden gelen ve ısrarla tekrar edilen darbeler duyar. Durumu bildirdiği bir gemi süvarisi 12 m. uzunluk 2.5 m. genişliğindeki konteynerin kaynak makinesiyle kesilmesini kararlaştırır. Konteynerin içindeki boğucu ortamından çığlıklar, ağlama sesleri ve iniltiler yükselir. Gemiciler konteynerde biri 8 aylık 26 çocuk, 14 kadın, 26 erkek çıkarırlar. İsveçli bir polisin belirttiği gibi; "Bu bir mucize. Tayfalardan biri gürültüyü duymasaydı Stockholm’de havasızlıktan boğularak ölmüş Kuzey Iraklı Kürt ve Afgan 66 kişinin cesediyle karşılaşacaktık" der.

Tehlikeli olması itibariyle dikkatleri üzerine çeken bir kaçakçılık türü de nükleer kaçakçılıktır. Mafyaya belli bir gelir sağladığı gibi terör örgütlerinin eline geçmesi ile bir tehdit unsuru da olabilir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı yetkililerinin ve Batı Avrupa polisi yöneticilerinin uykularını kaçıran felaket senaryosu nükleer malzemelerin terörist grupların eline geçmesi veya siyasi amaçlarını gerçekleştirmek uğruna nükleer saldırıyı göze alabilecek ya da en azından bu tehdidi savurabilecek rejimlere satılmasıdır.

Kara para ise mafyanın yasal olmayan, kayıt dışı ekonomik faaliyetlerde kullandığı paradır. Kara para daha çok liberal ekonomide aklanma suretiyle bir yer işgal etmeye çabalamaktadır. "Parayı izleyip gerçeğe ulaşma” mafya babalarını çok korkutan bir yaklaşımdır. Organize suçların hayat kaynağı olan kara para akımı kesilirse organize mücadelede önemli bir adım atılmış olur.