Karadeniz Teknik Üniversitesi Forumu - Forum KTÜ Foruma Hoş Geldiniz.
Toplam 5 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 5 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Site Sahibi - Genel Yönetici
    Üyelik tarihi
    13.Kasım.2008
    Mesajlar
    1,285
    Üye No
    1
    Ettiği Teşekkür
    1
    0 mesaja 0 teşekkür aldı

    Standart Monna Rosa - Sezai Karakoç

    I. AŞK VE ÇİLELER

    Mona Roza, siyah güller, ak güller
    Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Ah, senin yüzünden kana batacak
    Mona Roza, siyah güller, ak güller

    Ulur aya karşı kirli çakallar
    Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
    Mona Roza, bugün bende bir hal var
    Yağmur iğri iğri düşer toprağa
    Ulur aya karşı kirli çakallar

    Açma pencereni perdeleri çek
    Mona Roza seni görmemeliyim
    Bir bakışın ölmem için yetecek
    Anla Mona Roza, ben bir deliyim
    Açma pencereni perdeleri çek

    Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
    Bende çıkar güneş aydınlığa
    Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
    Seni hatırlatıyor her zaman bana
    Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

    Zambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
    Işıksız ruhumu sallar da durur
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar

    Ellerin ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi
    Ellerinden belli oluyor bir kadın
    Denizin dibinde geziyor gibi
    Ellerin ellerin ve parmakların

    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
    Saat onikidir, södü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

    Akşamları gelir incir kuşları
    Konar bahçenin incirlerine
    Kiminin rengi ak, kimisi sarı
    Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
    Akşamları gelir incir kuşları

    Ki, ben, Mona Roza bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni
    O masum bakışlar su kenarında
    Ki, ben, Mona Roza bulurum seni

    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
    Henüz dinlemedin benden türküler
    Benim aşkım sığmaz öyle her saza
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

    Artık inan bana muhacir kızı
    Dinle ve kabul et itirafımı
    Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    Alev alev sardı her tarafımı
    Artık inan bana muhacir kızı

    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
    Birgün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

    Altın bilezikler, o kokulu ten
    Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
    Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen
    Bir tüy ki, kapalı gece ve güne
    Altın bilezikler, o kokulu ten

    Mona Roza, siyah güller, ak güller
    Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
    Mona Roza, siyah güller, ak güller.




    II. ÖLÜM VE ÇERÇEVELER

    Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
    Garip bir yolculuk, tren ve Gülce.
    Bir hançer bölüyor, ah, rüyaları:
    Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve...

    *

    Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
    Gece kar yağacak sabaha kadar.
    Toprakta et, kemik çıtırtıları...
    Yarı ölüleri bir korku tutar
    Değince bir taşa kafatasları.
    -Ölüler ki yalnız tırnakları var,
    Ve yalnız burkulmuş diz kapakları...-

    *

    Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı,
    Açıyor elini göğe bir kadın.
    Uzuyor, uzuyor, uzuyor saçları
    Uğrunda ölen güzel kızların...

    *

    Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
    Esmer delikanlı, hatıra ve kan.
    Yeşil gözlü kızın hıçkırıkları
    Sızıyor bir kapı aralığından;
    Lambalar yanıyor, hafif ve sarı.

    *

    Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
    Çocuklara açar mağaraları
    Gün görmemiş kuşlar ve örümcekler.
    İlan-ı aşk eden dil balıkları
    Aşina suları çabuk terkeder...

    Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
    Bakıyor ateşe, küle böcekler.
    Köpekler parçalar kanaryaları
    Mektupları bir boz ağaç kurdu yer.
    Baykuşlar ötüyor harabelerde;
    Yanıyor lambalar, hafif ve sarı.
    Bir kaza kurşunu bulur her yerde
    Süvarisiz şaha kalkan atları...
    Bir ruhun ışığı vardır göklerde,
    Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
    Ötüyor baykuşlar harabelerde.

    Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
    Titriyor yıldırım düşmüş gibi yer.
    Bekledi arzuyla karanlıkları
    Anneler, babalar, erkek kardeşler.
    Ta içinde duyar ani bir ağrı,
    Bir hüzün şarkısı tutturur gider
    Anneler, babalar, erkek kardeşler.

    Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
    Her yatak dopdolu, bir yatak bomboş.
    Bir neşe şarkısı tutturur gider

    Birinci, ikinci, üçüncü sarhoş;
    Kurşunlar sıkılır göklere doğru,
    Serçe yavruları yuvada titrer.

    Lambalar yanıyor, hafif ve sarı...

    *

    Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
    İnce yelkenleri alıyor yeller.
    Titretir kalpleri ve bayrakları
    Gemiden toprağa uzanan eller.
    Lambalar yanıyor, hafif ve sarı,
    Bir yosun köküne hasret kalacak
    Gizli hazineler, su yılanları...

    İnce yelkenleri alıyor yeller;
    Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı.
    Beyaz pelerinli hür tayfaları
    Kendine bağlıyor siyah kediler;
    Titriyor gönüller ve kara bayrak,
    Bir yosun köküne hasret kalacak
    Gemiden toprağa uzanan eller.
    Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı.

    *

    Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı,
    Garip bir yolculuk, tren ve Gülce.
    Bölüyor bir hançer, ah, rüyaları:
    Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve...

    1952, Yaz

    III. PİŞMANLIK VE ÇİLELER

    Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür;
    Bir odun parçası aydınlatır ocağı.
    Anne ateşin önünde perişan,
    Anne ateşin içinde hür...
    Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür.

    Yağmurlar sırtıyla sırtımın arasındadır;
    Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın.
    Bin parçaya böldü beni bir divane sır,
    Sesi geliyor sesi günahkar çocukların;
    Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır.

    Gönüller yanarak kavuşacaktı;
    Yüzdeki ıstırap, çile ocağı,
    Onun bu ocakta yanan toprağı,
    Bir gece rüyamda avuçlarımı yaktı,
    Gönüller yanarak kavuşacaktı.

    Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara;
    Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara.

    *

    Annenin başı elleri arasında,
    Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük.
    Bir fotoğraf asılıdır duvarda:
    Aynaya, geceye, maziye dönük,
    Annenin başı elleri arasında,

    Bir tüfeğin burnu havadadır,
    Ateş almak üzredir, mermisiz.
    Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
    Siz beni ne anlarsınız siz!
    Bir tüfek ateş almak üzredir, mermisiz...

    Bir saman çöpüne tutunmuş kızların
    Eteğini ben çektim.
    NEyleyim göğsümü kara dağın sert rüzgarı doldurmuş,
    Annemden ilk sütü Gülce'de içtim.
    Ankara'ya, çatal dağa biz zindandan gün vurmuş:
    Az kalsın yerine ben ölecektim
    Bir saman çöpüne tutunmuş kızların...

    Kediler halıları parçalıyor,
    Kırmızı bir ışık düşüyor yere.
    Annenin dizinde derman yok,
    Annenin kafası iki parçadır.

    Hükmedemiyor insan ruhuna ateş,
    Rüzgar hükmedemiyor incecik perdelere;
    Kediler halıları parçalıyor.

    Ateşte sarı gül açan saksılar,
    Kızarmış bir ekmek gibi duruyor;
    Kulağıma garip sesler geliyor.
    Kuş yumurtasından çıkan insanlar
    Ahırda bir ata eğer vuruyor,
    Kulağıma garip sesler geliyor.

    Ben bir şarkı, ben bir tüyüm;
    Ben Meryemin yanağındaki tüyüm.
    Beni bir azizin nefesi uçurur,
    Kalbimde Allahın elleri durur.
    Cici ayaklarım iplikle bağlı,
    Ben onun sılası, kendimin gurbetiyim;
    Ben bir azizin hasreti,
    Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm.

    Benim gözlerim yeşildir, evet evet, onun gözleri kara;
    Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara...

    *

    Ocak sönüyor, ateş kül oluyor.
    Annenin saçları beyaz,
    Anne saçlarını yoluyor.
    Ateşin içinde gül açar, servi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür;
    Ocak sönüyor, ateş kül oluyor,
    Anne ruhunda ruhuma eğiliyor.

    Yaralı kuş kanadını ısıtan
    Bir güneş toprağı yarıp çıkacak.
    Kadınlar sansa da yaşadığını,
    Şarkısız kaldıkça yaşamayacak.
    Kadınları şarkılar, geceler aydınlatır.
    Kadınları şarkılar, akrepler aydınlatır.
    Kadınları şarkılar, zehirler aydınlatır...

    *

    Artık ben gideceğim, ata eğer vuruyorlar.
    Hatıralarımı birer birer yakacağım.
    Entarimi parça parça edip
    Zehirli kirpilere bırakacağım.
    Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp
    Göğsüme siyah bir gül takacağım.
    Batan güne doğru kurşunlar sıkıp
    Kendimi boşluğa bırakacağım.
    Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz...
    Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
    Siz beni ne anlarsınız siz!
    Artık ben gideceğim atım kişniyor;
    Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor,
    Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz, bir deniz;
    Beni onun gözleri çağırıyor, duramam duramam.

    Benim gözlerim yeşildir, ah, onun gözleri kara;
    Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara...

    1952, Güz

    VE MONNA ROSA

    Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
    Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
    Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
    Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
    Koyverip telli pullu saçlarımı rüzgara,
    Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
    Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...

    Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
    Ve boğazımı sıktı parmaklar ince, uzun.
    Günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;
    Sana ne olmuş Rosa, bir derde tutulmuşsun.
    Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
    Noel ağaçları ve manolyalar ,
    Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü...

    Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa;
    Her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar.
    Rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
    İçine gül koyduğum tüfek ölmeğe başlar.
    Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
    Gibi ölüm önünde öz benliğim yavaşlar.
    Öyleyse şu şapkayı fırlatayım ırmağa.

    Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
    Ve kediler her gece sürünür yastıklara.
    Denizleri bahtiyar eden günler kısalır;
    Satılmayan çiçekler, zehirli ve kapkara,
    Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır.
    Bir geyiğin gözleri düşer eriyen kara
    Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır.

    Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
    Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
    Sana da, Monna Rosa, taş bebeği bıraktık,
    Ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
    Senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
    Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi...
    Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!

    Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim;
    Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura.
    Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim,
    İtimat edeceğim şu belalı yağmura.
    Ruhuma bayrak yapıp ben teslim edeceğim
    Asılmış bir adamın iki eli yağmura.
    Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim.

    Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
    Ve bir şehir yaratmak, ruhundan Gülce diye.
    Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
    Katıvermek sessizce söylenen bir türküye.
    Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
    Ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya,
    Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni.

    Sana tavuskuşunun içime girdiğini
    Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
    İçime girdiğini, tüyünü yolduğunu
    Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
    İçimde tavusların bir bir kaybolduğunu,
    Bana da bir çift ak kanat kaldığını
    Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.

    Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
    Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
    Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara;
    Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
    Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara.
    Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
    Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...

    1952, Kış (Yılbaşı Gecesi)
    Konu naget_naget tarafından (27.Ağustos.2011 Saat 00:33 ) değiştirilmiştir.
    karşılık vermek değil onların işi,
    ya da sorgulamak herhangi bir şeyi...
    savaşıp ölmek hepsinin kaderi.
    hepsi ölümün vadisine,
    sürdü atlarını altıyüzü de.
    __________________________________________________ ______________
    www.cemertem.com

  2. #2
    naget_naget
    Misafir

    Standart

    monna rosa şiirinin hikayesi de war paylaşacak olan?

  3. #3
    naget_naget
    Misafir

    Standart

    MONA ROSA ŞİİR'NİN HİKAYESİ lütfen okuyun

    MONA ROSA

    Belki de mahşeri kalabalığa okunan bu şiirin hangi hislerle yazıldığını tahmin bile edemezsiniz? Bilinen gerçekleri arda, arda sıralamak sizleri aydınlatabilir. Dilenirse şairimiz hakkında kısaca bilgi vererek konuya girmek istiyorum.
    Şöyle ki; şiirimizin yazarı Sezai Karakoç ilk, ortaokulu ve liseyi Diyarbakır, Gaziantep, K.Maraş’ta tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal bilimler fakültesini kazanır. Ve gider, gider ama başına geleceklerden veya başına getireceği olaylardan habersizdir.
    Neden sonra başlar okula dersler devam ederken şairimim gönlünü kaptırır bir muhacir kızına ve işte bütün mesele başlar, başlar ki ne başlar. Sonu olmayan bir başlangıçtır. Kısa bir süreden sonra dayanamaz ve kendini o kıza açmaya karar verir. Uzun bir tasavvurdan sonra İstediği gibi yapar ve gönlünde biriktirdiği aşkı artık kaldıramaz olmuştur.teklifine ret cevabı alma riski yüksek olduğu halde bırakır kendini uçsuz bir ummana.istediği cevabı alamamıştır,bu samimi Anadolu çocuğu kırılmıştır işte o an. Lakin bu kırgınlık uzun sürmez (çünkü uzunu daha başlamamıştır.) azimle tekrar deneyecektir.lakin istediği gibi hiç olmayacaktır.Ve bu hep böyle sürer gider. Ta ki gelir ,gelir ve bir yerde tıkanır işte bu tıkandığı yer 4. sınıf olur.ama o samimi delikanlı hiç pes etmemiştir.tam dört yıl hep istemiştir onu ,kendinden. Ama istediği hiç olmamıştır.belkide bir gün olacaktır.! Artık okul bitmek üzeredir.tam dört yıl geçmiştir .Geçmiştir ,ya delmişte geçmiştir kimi sineleri.
    Mezuniyet merasimi düzenlenmektedir Ankara üniversitesinde öğrenciler 4 yılın yorgunluğunu ,bitirmenin sevinciyle bu merasimde birleştirecektir.lakin birleştiremeyenlerde vardır o mahşeri kalabalıkta onlar gerçekle yapışmış yüreklerini koyacaklardır ortaya. İşte burada Sezai Karakoç onların hepsine tercüman olacaktır o mükemmel ve emsalsiz sevgisiyle .
    Bu program da Sezai Karakoç yazdığı şiiriyle yerini almıştır.ve de işte o beklenen an gelir çatar. O yılların gerçekleri bir şamar gibi patlar ortada ve sesi yankılanır Ankara sokaklarında.
    Sezai Karakoç anons edilir. Yazdığı şiiri okumak üzere. Ankara siyasalın önü ana baba günü gibidir herkes ordadır bütün hocalar öğrenciler ve hatta misafirler lebalep dolup taşmıştır.merasim alanı.Sezai Karakoç şöyle bir kalabalığa bakar o buğulu gözlerle ,gönlünde yer alamadığı insanı aramaktadır mahşeri kalabalık içinde ve şiirini okumaya başlar.

    Mona roza siyah güler ak güller
    Geyve’nin gülleri beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Ah senin yüzünden kana batacak
    Mona roza siyah güller ak güller …

    Şiir bitene kadar kalabalıktan hiç ses gelmez olur, ta ki son kıtayı okuyana dek ve kalabalıkta müthiş bir uğultu patlar. Herkes bir birine bir şeyler sormaktadır ama sadece bilinen bir gerçek var ki herkes bu şiirden çok etkilenmiştir hele biri var ki gönlünde fırtınalar kopmuştur tam dört yıl sonra geçte olsa anlamıştır ve işte o uğultunun arasından bir kız öğrenci sıyrılır kürsüye yaklaşır dört yılı harabeden ve sonrasını da edecek olan kişidir O,O MUAZZEZ AKKAYA’ dır.Ağlayarak ve yalvarmalı bir sesiyle
    -
    ben seni kabul ediyorum der.
    Ama çok geçtir artık çünkü bu samimi genciz bu ağır aşka dayanacak takati kalmamıştır kürsüye dönerek -şimdi de ben kabul etmiyorum der
    ne derece yürekten gelerek söylediği tartışılır ama beklide bir intikamdır ,beklide ilk defa gururu aşkının önüne geçmiştir delikanlının Ve bir daha Muazzez Akaya’yı hiç kimse görmemiştir çünkü o ret cevabının ardında intihar etmiştir. Doğruyu geç bulup erken kaybetmek buna denir galiba
    Şimdi Sezai karakoç 65-70 yaşlarında ve hiç evlenmemiş hiç gönlüdeki o muazzam yere dokunmamıştır.size şimdi bir sır veriyorum Mona Rosa şiirinin kıtalarının ilk harfleri onun ismini veriyor.

  4. #4
    Site Sahibi - Genel Yönetici
    Üyelik tarihi
    13.Kasım.2008
    Mesajlar
    1,285
    Üye No
    1
    Ettiği Teşekkür
    1
    0 mesaja 0 teşekkür aldı

    Standart

    "ve yalnızlık...sigara külü kadar yalnızlık"
    karşılık vermek değil onların işi,
    ya da sorgulamak herhangi bir şeyi...
    savaşıp ölmek hepsinin kaderi.
    hepsi ölümün vadisine,
    sürdü atlarını altıyüzü de.
    __________________________________________________ ______________
    www.cemertem.com

  5. #5
    Bilgin Üye
    Üyelik tarihi
    24.Ağustos.2011
    Yaş
    26
    Mesajlar
    354
    Üye No
    3313
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı

    Standart

    çok hoş...


 

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

     

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
bu sitede yazılanların tümü, üyelerimizin kişisel bilgi, yorum ve düşüncelerinden oluşur. doğruluk garantisi yoktur. türkiye cumhuriyeti kanunlarında yazılı olan ne varsa ilgili tüm kanunlar burada da geçerli olup aksi davranışlar ilgili üyeyi bağlamaktadır. üyelerin kaydettiği yazıların tüm hakları ve aidiyetleri forum ktü'ye devredilmiş sayılır. sitede yayımlanan özgün içerikli yazıların kaynak gösterilmeksizin başka bir yerde yayınlanması doğru değildir. bunu yapan tosundur. bu şekilde yürütülmesi durumunda iş bu kişi karadeniz teknik üniversitesi fatih kampüsünde ikinci öğretimlerin ders çıkışı esnasında bir gece vakti kurtlara yem yapılacaktır. bundan doğacak herhangi bir sorunda yüce güçlere telgraf çekilecektir ve bütün sınavlarından ff alması gibi lanetlere maruz kalabilecektir. hukuki gereksinimler haricinde üyelerimizin her türlü bilgileri sevimli hayalet casper'ın korumakla yükümlü olduğu "forum ktü kozmik odası"nda saklı tutulur, gerçek bilgileri verilemez. sigara içmeyin ciğerlerinize yazıktır.
-copyright © 2008-2015 forum ktü-

Yukarı Git