içeri girip pencereleri kapatıyorum
lambayı getiriyorlar ve iyi geceler diyorlar.
sesim de, mutlu, iyi geceler diyor.
ah, hayatım hep böyle geçebilse.
gün güneş içinde, ya da yağmurla sakin,
ya da kıyamet kopacakmış gibi fırtınalı,
gelip geçen kalabalığı pencereden
ilgiyle seyrettiğim tatlı bir öğle sonrası,
ağaçların dinginliğinde çevrilen o son dostça bakış
ve sonra pencere kapanıp lamba yanınca,
tek kelime okumadan, hiçbir şey düşünmeden
ya da uyumadan
yatağında akan bir nehir gibi
hayatın içimde akıp gittiğini hissetmek,
sonra da, dışarıda,
uyuyan bir tanrı gibi o uçsuz bucaksız sessizlik.