2002 senesinde trajik bir şekilde hayatını kaybeden Yunan sineması’nın belki de dünya sinemasının en büyük yönetmenlerinden biri olan Theodoros Angelopoulos’un muhteşem filmlerinden biri. Ulis’in Bakışı filmini yıllardır bir köşede bekletiyordum. İnanılmaz merak ediyordum ancak süresi beni hep korkutmuştur tıpkı diğer Angelopoulos filmlerinde olduğu gibi. Çünkü bu kadar zaman ayırmak benim açımdan biraz güç bir şey. Tam 170 dakikalık bir sanat eseri olduğunu bitince anladım…



Filmin başlarında ve zaman zaman pek çok yerinde Manakis kardeşlerin filmlerinden parçalar izliyoruz. Atina Film Arşivi, filmin ana karakteri olan yönetmene Balkan coğrafyasının ilk sinemacısı olan Manakis kardeşler hakkında bir belgesel hazırlamasını teklif ediyor. Yönetmen bu hazırlık esnasında henüz banyo edilmemiş 3 bobin filmin varlığından haberdar oluyor. Manakis kardeşler bilineceği üzere 1900’lerin başından Balkanları bir baştan bir başa gezip o dönemin geleneklerini, insan manzaralarını, kargaşalarını, savaşlarını ve bütün bir şehrin acı ve hüzün dolu görüntülerini kaydetmiştir.

Filmin hemen başında bir gemiyi filme almaya çalışan bir kişi görürürüz. Filmi anlatan Angelopoulos bize bu sinemacıdan bahseder. Hemen sonra yaklaşık 3 saat sürecek olan yolculuğa çıkacağımız kahramanımız ile tanışırız. Yönetmenin, Manakis kardeşlerin kaybolan üç bobinini bulmak için yola çıkmak istediğini öğreniriz çünkü o esnada hala daha gemiyi görmekteyizdir. Gemi sahnesi de bizim Odysseus efsanesiyle bağlantı kurmamızı salar. Odysseus, uzun süren Truva Savaşı’ndan sonra ülkesine dönmek için uzun bir yolculuğa başlıyordu. Yönetmen için de o bobinleri bulmak çok önemli. Bir bakıma eve dönmesini sağlayacak olan yegane şey.



Film, unutulmaz sahnelerle örülüdür; Lenin heykelinin nehir boyunca akıp gitmesi çoktan sinema tarihinin en baba sahneleri arasına girdi. harvey keitelin enfes oyunculuğu, eleni karaindrounun insanı perişan eden unutulmaz müzikleri ve acılı saraybosna...

Balkanlara bir bakış, yönetmen bu sahnelerde çocukluğunu geçirdiğini anladığımız bir yunan şehrine gidiyor ama hiç kimse onun peşini bırakmaya niyetli gözükmüyor. O ortaya çıktığı anda gazeteciler de onu sarmalıyor. Kahramanımızın aradığı şeye karşı bir tepki var olduğunu mu anlıyoruz acaba? Arabasıyla o bölgeden ayrılmak istiyor ancak arabasına bineceği sırada bir bayan görüyor. Onun arkasından yürümeye başlıyor. Bu da bize meşhur efsane ile ilgili ikinci bağlantıyı sağlıyor. Odysseus’un amaçlarından biri yurduna dönmek olduğu gibi çok sevdiği karısına da geri dönebilmektir. Kahramanımız Manakis kardeşlerin ayak bastığı diyarları gezmek istiyor. Bundandır Arnavutluk’a da gitmeye karar verir ve film akar gider…



Tarihçiliğe çok girmeden Ulis’in Bakışı’nda Angelopoulos kendine has şekilde Balkan tarihini özetler.. Osmanlı’dan sonra etnik kimliklerin öne çıkışı, soğuk savaş, istikrarsızlık, iç savaşlar, NATO ve BM yardımları ve müdahaleleri, ekonomik krizler; hüzünlü, sıkışmış ve gergin bir coğrafya ortaya çıkarmıştır aslında. Ve Angelopoulos da Saraybosna’dan Üsküp’e hep bu manzaraları yansıtır filminde. Sokaklar boş, binalar yıkılmış, insanlar korkuludur Balkan şehirlerinde ve fimin mükemmel ötesi müzikleri ve tınıları bu acıları iyice derinleştirir. Filmin çekildiği dönemin Sırpların Bosna Hersek’te gerçekleştirdikleri katliamların hemen ertesine geldiğini de hatırlatmakta yarar var.

Filmin sonunda yönetmen, aradığı filmleri bulur ve gözyaşları içinde izler Manaki kardeşlerin çalışmalarını. Balkan insanı için, harabe şehirler için, o coğrafyanın güzel nehirleri ve köprüleri için ve tabi kendisi için o umut bulunmuştur ve Angelopoulos, ustalığıyla bu umudu ve heyecanı adeta ölümsüzleştirir. Film, tabi ki biraz da Theo Angelopoulos‘un Balkanlara ve ülkesine bıraktığı mirastır ancak Ulis’in Bakışı tüm bunların ötesinde eşsiz bir sanat harikasıdır tıpkı diğer filmleri gibi...



Yine filmin sonuna doğru göz gözü görmeyen o sisli ortamda bir ailenin kurşuna dizilişini sadece seslerle duyurur angelopoulos...Ne acı bir sahneydi o! Sisten bir adım ötesinin görünmediği yani bakışın yetersiz kaldığı o anda... Vahşeti göstermez duyumsatır. Bir perde indirir bakışa ve bakışın arkasına geçmeyi dener. Ulysses'in bakışı yakıcıdır.. Tüm o yolculuğun içinde sirenlerin sağır edici gürültüsünden sıyırır bakışı..

Filmin çıkarımıyla ilgili olarak kanaatimce film temelde Manakis kardeşlerin kayıp bobinlerine doğru bir yolculuk ancak daha çok bir yolculuk(içsel ve dışsal) ve hazin sonuç: yenilgi... denilebilir. Bir yenilgi filmidir bariz. Lenin'in parçalanmış heykelinde sembolize olur bence bu yenilgi ve uzun uzun sürer. Bir zamanlar devrimler yaratan ve işaret parmağı ile ileriyi, hedefi gösteren kahramanın, kurtarıcının düşüşü sindire sindire gösterilir. Görkemli kaybediş birazda. Dediğim gibi aslında manakis kardeşlerin kayıp üç bobin filmin görünen kısmı, içinde alt metninde varsa yoksa bu kaybedişin bir sonucunu çıkarmak gayesi var. Filmin bir yerinde kahramanımız, gazeteci arkadaşı ile içerken "o kadar umutlanmamıza rağmen, değişmeyen dünyaya" diye kadeh kaldırırlar; işte yenilginin kabullenişi ve estetize edilmesi bu kadar net ve güzel anlatılabilirdi...

İyi seyirler dilerim.