Troçkizm, Lev Troçki tarafından geliştirilen Marksist kuram. Troçki, öncü partinin gerekliliğine inananırdı. Stalin'den ayrılan başlıca yönü, sosyalizmin tek ülkede kurulabileceği düşüncesine katılmaması, sadece dünya çapında bir devrimin başarılı olabileceğini düşünmesiydi.



İdeoloji

Marksist teoriye göre, sosyalist toplum, tarihin belli bir aşamasında, burjuva devriminden ve sanayi toplumunun olgunlaşmasından sonra gerçekleşecekti. Ancak Bolşevik Devrimi yapıldığı sırada Rusya henüz burjuva devrimi gerçekleşmemiş, sanayileşmemiş bir ülkeydi. Troçki'ye göre burjuva devriminin gerçekleşmediği ülkelerde, örneğin 1917 öncesi Rusya'da, işçi sınıfı (proletarya), kendi devrimini yapmakla kalmayıp, burjuva devriminin gereklerini de yerine getirmek zorundadır. Çünkü burjuvazi devrimci özünü kaybetmiştir. Proletaryanın bir anda toplumu bu denli değiştirmesi mümkün olmadığından, Troçki, başarı sağlanana dek sürecek bir "sürekli devrim"in gerekli olduğunu söyler.
Troçki'ye göre, bir sosyalist devlet tek başına kapitalist güçlerin baskısına direnemez. Ayrıca ekonominin sosyalizasyonu ancak uluslararası alanda gerçekleştirilebilir. Bu nedenle Troçki, gelişmiş kapitalist ülkelerde de sosyalist devrimlerin yapılmasını en büyük öncelik olarak görmüştür. Dünya devriminin gerekliliği görüşü, sosyalizmin tek başına SSCB'de kurulabileceğini savunan Stalinist görüşle, yani "tek ülkede sosyalizm" görüşüyle çelişir. Stalin'e göre Bolşevik Devrimi'nden sonra Sovyetler'in önceliği, kapitalist bir dünyada tek başına var olmayı başarmaktır.
SSCB'nin kapitalist ülkelerle bir arada yetmiş yıldan uzun süre yaşayabilmesi gerçeği karşısında Troçkistler, bu ülkenin "bürokratik yozlaşmaya uğramış bir işçi devleti" olduğu, gerçek bir sosyalist devlet olmadığı yorumunu yapmıştır. Bu teoriye göre SSCB, kapitalist bir ülke olmasa da, işçilerin çıkarlarından farklı çıkarlara sahip bürokratik bir zümre tarafından yönetilmektedir.
Troçkistler, Stalin'i Lenin'in ölümünden sonra palazlanmaya başlayan bürokratik kliğin siyasi temsilcisi olarak görür. Stalinist yönetimini Çin ve İspanya'da sembolleşen karşı-devrimci politikasını da buna bağlı olarak yorumlar.
Marksizmin siyasi yelpazesinde Troçkizmin sol kanatta olduğu kabul edilir. Troçkizm, SSCB'de kısıtlanan demokratik hakların geri verilmesi için mücadele etmiş, SSCB'nin kapitalist devletlerle anlaşmasına karşı çıkmış, devrimin diğer ülkelere yayılmasına çalışmıştır.

Tarih

Sovyetler'deki "sol muhalefet", Troçki önderliğinde 1920'li yıllar boyunca güç kazandı. 1928'de Stalin bu gelişmeye son vermek için Troçki'yi önce SSCB içinde sürgüne gönderdi, yandaşlarını hapsettirdi. Buna rağmen sol muhalefetin faaliyetlerini gizlice sürdürmesi üzerine Troçki yurtdışına, sırasıyla Türkiye, Norveç ve Meksika'ya sürgüne gönderildi. Stalin, gücünün yettiğince tüm dünyadaki komünist partilerden Troçkistlerin tasfiyesini sağladı.
Troçki, bu şekilde gücünü pekiştiren Sovyet bürokrasisinin er ya da geç konumunu kalıcı hale getirmek için kapitalizme yöneleceğini iddia etmiştir. 1936 yılında Troçki'nin yazdıklarına göre çevresi kapitalist ülkelerle çevrili olan Sovyetler Birliği'ndeki dengesizlikler gittikçe artacak ve Sovyet bürokrasisi kendisini kapitalizme yöneltmek zorunda kalacaktı. Troçkistler, SSCB'deki Glasnost ve Perestroyka hareketlerini, Troçki'nin bu kehanetinin gerçekleşmesi olarak yorumlarlar.
Troçki, yozlaşmasına rağmen SSCB'nin varlığının yine de işçilerin çıkarına olduğunu ve kapitalist ülkelerin saldırılarına, karşı devrim girişimlerine karşı savunulması gerektiğini düşünüyordu. SSCB'de sosyalist demokrasinin yeniden kurulması için bir "siyasi devrim" çağrısında bulundu. Günümüzde bu çağrıya karşı çıkan Troçkistler de vardır.
Stalin, Troçki'yi SSCB rejimi için büyük tehlike olarak görüyordu ve onu etkisiz hale getirmek için çeşitli yöntemler denedi. Troçki, Stalin'in emri ile Meksikalı bir Stalinist olan Ramon Mercader tarafından 1940'ta öldürüldü.

Dördüncü Enternasyonal'in simgesi


Suikastten önce, 1938'de Troçki ve yandaşları, hareketlerini kurumsallaştırmak için Dördüncü Enternasyonal'i örgütleyebilmişti. Troçki, Dördüncü Enternasyonal'in devrimi gerçekleştirebilecek tek güç olduğunu ve gerek kapitalizme gerekse Stalinizme karşı mücadele edeceğini söylüyordu. Bu yıllarda Troçkizm Vietnam'da, Sri Lanka'da ve daha sonra Bolivya'da bir kitle hareketi hüviyeti kazandı. Çin'de de önemli Troçkist hareket mevcuttu. Ancak Stalinistler, güç kazandıkları her yerde Troçkistleri başlıca düşmanları olarak gördüler ve yok etmek için çaba gösterdiler.
II. Dünya Savaşı yıllarında Dördüncü Enternasyonal'den kopmalar yaşandı. Bazı Troçkistler, SSCB'nin artık "yozlaşmış bir işçi devleti" sayılamayacağını söyleyerek Dördüncü Enternasyonal'den çekildiler. Bunlara göre, SSCB gibi baskıcı bir rejimi savunmak işçi sınıfı için bir hataydı. Öte yandan, baskı altında kalan Troçkist gruplar Vietnam'daki ve diğer ülkelerdeki kitle desteğini kaybettiler.
Dördüncü Enternasyonal Uluslararası Sekreteryası, II. Dünya Savaşı sonrası siyasi durumu ve Doğu Avrupa'daki yeni sosyalist devletleri değerlendirmek amacıyla 1946, 1948 ve 1951 yıllarında bir dizi uluslararası kongre topladı. 1951 kongresi, Doğu Avrupa devletlerini "deforme işçi devletleri" olarak tanımladı. Aynı kongre, Michael Pablo'nun, Troçkistleri komünist partilerin içinde daha etkin olmaya çağıran görüşlerini de benimsedi. Pablo'ya göre komünist partiler, gerçek bir işçi hareketine dayanmaları halinde Stalin'in etkisinden kurtulabilirdi. Yugoslavya'nın kendi yolunu seçmesi, bunun olabilirliğini göstermişti. 1951 kongresinde Troçkistlerin komünist partiler içinde faaliyet göstermesi yönünde karar alındı.
1951 kongresinin karşı karşıya geldiği bir sorun, Doğu Avrupa'daki yeni sosyalist rejimler oldu. Troçkist görüşe göre SSCB, kendi varlığı için tehdit olmadığı sürece kapitalizmle uyum içinde yaşayacak, devrimi yaymaya çalışmayacaktı. Doğu Avrupa ülkelerindeki durum bu tezle çelişiyor gibiydi. Tartışmalar sonucunda Kongre; SSCB yönetiminin hâlâ karşı-devrimci olduğunu, Doğu Avrupa'daki yeni rejimlerin II. Dünya Savaşı'nın askeri ve siyasi bir sonucu olduğunu, SSCB'nin rejimini bu ülkelere yaymasının devrimcilikten değil, varlığını koruma güdüsünden kaynaklandığını açıkladı.
Dördüncü Enternasyonal günümüzde bir enternasyonalden çok bir harekete dönüşmüştür. Dünya üzerinde Dördüncü Enternasyonalin devamı olan sektler ile Dördüncü Enternasyonali yeniden kurma iddiasında olan otuza yakın sekt vardır. Bkz. Dördüncü Enternasyonal

Günümüzde Troçkizm

Troçkizm bugün dünyanın 7 kıtasında da mücadele veren bir akımdır. Latin Amerika ve Avrupa'da yoğun olmak üzere, Sri Lanka ve Arjantin gibi bir takım ülkelerde en güçlü sol akım olarak var olmaktadır. Ülkelere göre Troçkist hareketlerin değerlendirmesini şöyle yapabiliriz:
ABD: ABD'de troçkizm başından beri var oldu. Uluslararası Sol Muhalefetin bu ülkede bir seksiyonu vardı. Dördüncü Enternasyonal'in kuruluşunda bu seksiyon önemli bir rol oynadı aynı zamanda Sosyalist İşçi Partisi'ni kurdu. Özellikle II. Dünya Savaşı döneminde enternasyonalin öncülüğünü bu parti yaptı. 1953 yılında Canon'un mektubuyla bu parti DE'den ayrıldı ve kendisini takip eden diğer seksiyonlarla Dördüncü Enternasyonal'in Uluslararası Komitesi'ni(DEUK) kurdu. Daha sonra bu parti bölündü ve DE'ye geri dönerek BirSek'i kurdu. Günümüzde bu parti Troçkizmi terketmiş durumdadır. Pablo çizgisinde olan bir grup Troçkist ise Neoconların içinde erimiştir. Ayrıca DEUK'un bir seksiyonu olan SEP faaliyetlerini sürdürmektedir.
Kanada: DEUK'un bu ülkede bir seksiyonu olan SEP bulunmaktadır, BirSek'in bir seksiyonu mevcuttur, diğer Troçkist hareketlerle ilgili elde kesin bir bilgi yoktur.
Meksika: Bu ülkede Troçkist hareketin tarihi Sol Muhalefete kadar uzanır. Troçki'nin Meksika'da bulunduğu dönemlerde bazı önemli çalışmalar olmuştur. CRFI'in bu ülkede bir seksiyonu vardır.
Arjantin: Arjantin'de gelişmiş bir troçkist hareket mevcuttur. LIT-CI ve BirSek'in birer seksiyonları bu ülkede mevcuttur. Ayrıca Arjantin'in en güçlü sol partisi Partido Obrero (İşçi Partisi) CRFI'nın kuruluşunda önemli bir rol oynamıştır. Bunların dışında pek çok Troçkist grup mevcuttur.
Bolivya: Bolivya'da gelişmiş bir troçkist hareket mevcuttur. Özellikle de maden işçileri arasında Troçkizm çok yaygındır. MAS'ın Pablo çizgisinde pek çok üyesi vardır. Birsek, LIT-CI ve CRFI'nın birer seksiyonları vardır bu ülkede. Diğer Troçkist hareketler dağınıktır.
Brezilya: Pablo çizgisindeki İşçi Partisi burjuva hükümetlere girmiştir. LIT-CI'nın bir seksiyonu bulunmaktadır. CRFI ve BirSek'in birer seksiyonu vardır. Diğer hareketler dağınıktır.
Kolombiya: LIT-CI'nın bir seksiyonu mevcuttur.
Venezuella: Ülkede bir kaç dağınık Troçkist grup bulunmaktadır. Bunların dışında Venezuella Devlet Başkanı Hugo Chavez troçkist olduğunu söylemektedir ve hem ülkede hem de dünyada bir takım Troçkist grupların desteğini almaktadır. Birsek, LIT-CI ve CRFI'in birer seksiyonu mevcuttur.
İngiltere: İngiltere'de güçlü bir troçkist hareket mevcuttur. SWP, IST'nin liderliğini yapmaktadır. DEUK'un bir seksiyonu olan SEP faaliyet göstermektedir. IMT'nin İngiltere seksiyonu İşçi Partisi'ne süresiz entrizm yapmaktadır. Hemen hemen bütün Uluslararası sektlerin bir seksiyonu bulunmaktadır bu ülkede. Diğer troçkist hareketler dağınık durumdadır.
Fransa: Fransa'da troçkist hareket önemli bir güç kazanmıştır. Troçkistler seçimlerde 3 milyondan fazla oy almaktadır. Eski Fransa Başbakanı Lionel Jospin Uluslarrası Komunist Akım'dan ayrılmıştır. 2002 Fransa seçimlerinde troçkist gruplar tüm oynalrın %11'ini aldılar. 2006'da %6'ya gerilediler. LO, LCR ve PT en güçlü Troçkist çevrelerdir. Uluslararası bağlantıları olan ve olmayan pek çok oluşum bulunduğu gibi bu ülkede seksiyonu olmayan sektlerin de bu ülkeye yayılmak için çabaları vardır. Son seçimlerdeki yaklaşık oy miktarları; LO: 1.600.000 LCR: 1.200.000 PT: 130.000 [1]
Almanya: DEUK'un bir seksiyonu olan SEP henüz kuruluş aşamasındayken 15.000 oy almayı başarmış bir partidir. Diğer troçkist hareketlerin hepsi Die Linke(Sol Parti) içinde yer almaktadır.
İspanya: Dördüncü Enternasyonal'in kuruluş belgelerinden edindiğimiz bilgiye göre henüz sol muhalefet döneminde İspanya Troçkist Hareketi ikiye bölünmüştür. İspanya İç Savaşı döneminde POUM(DE'den koptu) bir yer edinmeye çalışmıştır. LIT-CI ve Birsek'in birer seksiyonu bulunmaktadır. Diğer sektler seksiyonlar inşa etme çalışmalarını sürdürmektedir.
İtalya: LIT-CI'nın bir seksiyonu olan Alternatif Komunist Parti bu ülkede faaliyet göstermektedir. Birsek'in bir seksiyonu vardır. CRFI'nın seksiyonu son seçimlerde %5 oy aldı. Diğer troçkist hareketler dağınıktır.
Yunanistan: Sol Muhalefetin en güçlü seksiyonu Yunanistan'daydı. İlerleyen dönemlerde Troçkist hareket görece zayıfladı. CRFI'nın Yunan seksiyonu olan EKK, aynı zamanda CRM üyesidir. Birsek'in bir seksiyonu mevcuttur.
Avustralya: DEUK'un bir seksiyonu olan SEP bu ülkede faaliyet göstermektedir. Birsek'in bir seksiyonu mevcuttur.
Sri Lanka: Sri Lanka'da güçlü bir troçkist hareket mevcuttur. Eski troçkist LSSP faaliyetlerini sürdürmektedir. DEUK'un bir seksiyonu SEP faaliyetlerini sürdürmektedir.
Paraguay:LIT-CI'nın ve Birsek'in birer seksiyonları mevcut.
Şili: LIT-CI, CRFI, ve Birsek'in birer seksiyonları mevcut.
Kamerun: BirSek'in bir seksiyonu mevcut.
Filistin: CRFI'nin bir seksiyonu faaliyet göstermektedir.
Japonya: BirSek'in bir seksiyonu mevcuttur.
Türkiye: IST geleneğinden gelen DSİP, CRFI'in Türkiye Seksiyonu DİP Girişimi Troçkist partilerdir. Birsek'in Türkiye Seksiyonu Yeni Yol ÖDP içindedir. Antikapitalist(IST geleneğinden), Marksist Bakış, Sınıf Mücadelesi, SSS-Sosyalizm, İşçi Cephesi, Marksist İşçi diğer Troçkist yayın çevreleridir.
Diğer Ülkeler: Bazı ülkelerde hiçbir troçkist hareket bulunmazken bazı ülkelerde çok zayıf Troçkist hareketler vardır. Sırbistan, Hırvatistan, Macaristan, Romanya, Rusya, Irak, İsveç, Norveç, Finlandiya, Hindistan, Çin, Portekiz, Peru, Nijerya, Suriye, İsviçre, Mısır, Pakistan, Lübnan, Çek Cumhuriyeti, Lüksemburg, Endonezya, Ukrayna, Güney Afrika, Avusturya, Güney Kore, Cezayir, Belçika, Slovakya, Polonya, Kamerun, Ürdün, Kıbrıs, Hollanda, Danimarka, Ekvador, Kolombiya, Suudi Arabistan, El Mondo, İrlanda, Fas, Guatemala, Arnavutluk, Tayland, Filipinler, Bulgaristan ve bir kaç ülkede daha Troçkist gruplar güç kazanmaya çalışmaktadır.

Stalinizmin Yükselişi

Troçkistlerin Doğu Bloku'na bakışını incelemeden önce, Stalinizmin Yükselişine bakışlarını ve ortaya çıkışlarını incelemek gerekir. Troçkistlerin ortak noktası SSCB ve benzeri rejimlerin gerçek işçi devletleri veya sosyalizm olmadığı görüşleridir. Troçkist görüş:
1917 Rus Devriminden itibaren devrimin dışarı yayılamaması ve sanayileşmemiş bir ülkede gerçekleşmesi(hatta bu ülkede bir burjuva devrimi de yaşanmamıştı) işçi iktidarını hem yalıtık hem de çok güçsüz bıraktı. Buna bir de 2 yıllık iç savaş eklenince ülke ekonomisi tamamen çöktü. Bu dönemde işçi sınıfı son derece güçsüz düştü, kırlara göç başladı. Örneğin ülkenin en gelişmiş sanayi merkezi Petersburg'un nüfusu 2.000.000'dan 500.000'e kadar düştü. Köylere göçen işçi sınıfı köylülüğe veya kır proleterlerine katılırken şehirlerde de küçük-burjuvanın güçlenmesine yer açmış oldular. Şehirlerdeki pek çok sovyet hızla atomize oldu.
Durumu düzeltmek isteyen Bolşevikler ilk önce ticareti canlandırmak için NEP'i(New Economic Policy- Yeni Ekonomik Politika) devreye soktular. Bu politika kapitalizme sınırlı da olsa izin veriyordu. Böylece köylünün elindeki tahılı satmasını ve kıtlığın yok edileceğini umuluyordu. Kırlarda hızla güç kazanan kulak adını verdiğimiz sınıf bu şartlar altında doğdu. İç savaşın başarıya ulaşabilmesi için halka çağrı yapıldı ama sadece 100.000 gönüllü toplandı ama yetersiz olduğu için zorunlu seferberlik ilan edildi. Normalde sürekli ordular marksist düşünceye aykırıdır, fakat öte yandan savaşın kazanılması için bu gerekliydi. Ne var ki savaş bittikten sonra sürekli ordu ortadan kaldırılmadı, çünkü bürokrasi hızla yükselmişti ve sürekli orduyu dağıtmamakta sakınca görmüyordu.
İşçi iktidarı hızla atomize olma sürecine uğrarken işçi sınıfının yeniden güçlendirilmesi ve ülkenin sanayileşmesi ihtiyacı bir geçiş projesi olarak devlet kapitalizmini gündeme getirdi. Fakat proje başarısızlığa uğradı, çünkü ülke yalıtık kalmıştı. Dışarıdan yardım alamıyordu. Almanya devrimi geri çekiliyordu. Macaristan devrimi açıkça yenilgiye uğramıştı, ilerleyen dönemlerde İngiltere ve Fransa'da yükselen işçi hareketleri de geri çekilecekti. İran'ın kuzey bölgesindeki bir sovyet yönetimi ortadan kalkmıştı. Türkiye'de Marksist ve diğer sol hareketler savaş sırasında TBMM'yi desteklemişlerdi ve zafer ihtimali arttıkça burjuva hükümet daha da sağa kayıyor ve sol hareketleri tasfiye ediyordu. Emperyalizme karşı bu hükümetin desteklenmesi açıkca sınıf savaşımını engellemişti(ayrıca bu hükümet SSCB'den de destek almıştı) Emperyalizme karşı savaş her ne kadar başarıya ulaşsa da sol hareketler geri çekilmişti. Dünyanın hiçbir yerinde başarılı bir devrim olmuyordu. Bu şartlar altında savaşın sonlandırılması için Bolşevikler, İngiltere ile masaya oturmak zorunda kaldılar. İngiliz-Rus anlaşmasına göre İngiltere, SSCB'yi yıkmaya çalışmayacaktı. Bolşevikler ise İngiliz sömürgelerinde devrimlere kalkışmayacaktı. Bu politika sonucunda Bolşeviklerin eli kolu bağlandığı gibi sömürge ülkelerdeki devrimci hareketler yalnızlaştı.
Yine bir önlem olarak Bolşevikler iktidarı korumak için daha radikal önlemlere başvurdular. İşçi sınıfının atomize olması, küçük-burjuvanın onun üstündeki basıncı Yönetimi halktan kopardı. Yönetim yine de aynı Marksist yönetim olsa da işçiler doğrudan iktidarda değil, ikameci bir yönelim olmuştu. Küçük-burjuvanın etkisi de hızla artıyordu. Bu şartlar altında partide sağ yönelimler oluştu. Daha sonra bu sağ eğilimler parti yönetimini hızla ele geçirmeye başladılar. Böylece Stalin etrafında kenetlenen bir bürokrasi oluşuyordu.

Doğu Bloku'nun Sınıf Karakteri

Troçkistler çeşitli konularda farklı tavırlar almışlardır. Bunlardan en önemlisi SSCB, Doğu Avrupa, Küba, Çin, Kuzey Kore ve benzer rejimlerin değerlendirilmesidir. Troçkistler Doğu Bloku ülkelerini gerçek sosyalizm olarak görmezler. Troçkistler bu konuda üçe ayrılırlar:
1) Bozulmuş İşçi İktidarları: Troçki'nin kendisi de bizzat bu fikri savunmuştur.(fakat o dönemde sadece SSCB vardı) Bu görüşü savunanlara göre bu ülkelerde işçi iktidarı mevcuttur ama bürokrasi de bulunmaktadır. Bürokrasinin varlığı bu ülkelerde işçi iktidarı olduğu gerçeğini değiştirmez ama onun bozulmuş niteliğini gösterir. Bürokrasi mülkiyet ilişkilerine bakılırsa hiçbir mülkiyete sahip değildir, yine işçi sınıfından çıkan sağ eğilimlerdir. Bürokrasi işçi sınıfından çıkıyor, özel bir mülkieyete sahip olmuyor, ama politik iktidara sahip oluyordu. Doğrudan sömürmüyor, çalıyordu. Troçki bu görüşü ömrünün sonlarına doğru terk etmeye başlasa da genel olarak bu fikri savundu. Ardılları ise farklı taktikler önerdiler. Troçki ve Dördüncü Enternasyonal politik bir devrim önerirken daha sonra bozulmuş bir işçi iktidarının da gerçek bir işçi iktidarıyla aynı işleve sahip olacağını düşünenler de oldular. Türkiye'de bu görüşü paylaşanlar: DİP Girişimi, Sınıf Mücadelesi, Yeni Yol, Sosyalist Alternatif, DMK, İşçi Cephesi, Marksist İşçi, DS-İÖ...
2) Devlet Kapitalizmi: Troçki'nin eşi N.S.Troçki Dördüncü Enternasyonal'e verdiği istifa mektubunda SSCB'nin işçi iktidarı olmaktan çıktığını, bürokrasinin karşı-devrimini tamamlandığını belirtiyor ve bu ülkenin hala bozulmuş işçi iktidarı olduğunu savunanların Troçki'nin bir hatasını savunduklarını, hem de dogmatik bir biçimde savunduklarını ve bunun Troçkizm ruhuna aykırı olduğunu savunuyordu. Bazı troçkistler de Troçki'nin bu hatasını aşacağız diyerek farklı bir açıklama getirmek istediler. Aslında Devlet Kapitalizmi teorisi Troçkistlerden önce Buharin tarafından dile getirilmişti. Troçkist saflarda ise bu konuyu ilk dillendiren Tony Cliff oldu. Cliff'e göre bürokrasi, işçi iktidarını karşı-devrimle yıkmıştı ve kendini egemen sınıf olarak örgütleyerek kapitalizmi restore etmişti. Bunun için devleti yıkması gerekmemişti sadece devlet kontrolünde kapitalizmi yaratmıştı. Bu ülkelerdeki kapitalizm diğerlerindeki gibi özel mülkiyetçi değildi, devlet mülkiyetindeydi. İşçi sınıfının tepkilerini grevler ve ayaklanmalar biçiminde dışa vurması bunun bir kanıtıydı. Cliff'e göre bürokrasi işi art-değer sömürüsüne vardırarak kendisini bir çeşit burjuvaya dönüştürmüştü. Türkiye'de bu görüşü paylaşanlar: DSİP, Antikapitalist, İşçi Demokrasisi, Marksist Bakış.
3) Bürokratik-Diktatörlükler: Bir kısım troçkistlere göre ise iki görüş de yanlıştı. İşçi sovyetleri ve komiteleri bu ülkelerde ya yoktu ya da işlevsizdi. Tüm iktidar devletin elinde toplanmıştı. Öte yandan birden fazla sermayenin rekabet halinde olmayışı, bürokrasinin doğrudan karı ele almayıp devlet yoluyla kullanması her iki teoriyi de geçersiz kalıyordu. 1941'e gelindiğinde Marx'ın ekonomi-politik üzerine yazdığı Grundrisse adlı eser yayınlandı. Buradan anlaşıldığı kadarıyla köleci ve feodal toplum biçimleri istisnalar hariç Asya'da yaşanmamıştı. Burada asyatik adı verilen farklı bir düzen mevcuttu. Ve bu doğu despotizminde, sovyetlerde olduğu gibi egemen sınıf bürokrasinin kendisiydi, ayrıca özel mülkiyet de yoktu. Böylece bürokrasinin de bağımsız bir sınıf olabileceği düşüncesi güçlenmiş oldu. Bu görüşün Türkiye'deki temsilcileri: Marksist Tutum, SSS-Sosyalizm.

Sürekli Devrim

Sürekli devrim, Troçki'nin Marksizme en önemli katkısıdır. Söz konusu teorinin gelişimi Troçki'nin hayatının önemli bir bölümünü kapsar. Sürekli devrim düşüncesi ilk önce Sonuçlar ve Olasılıklar broşüründe dile getirilmiştir. Ekim Devriminin öncesinde ve sonrasında Troçki pek çok eserinde bu teoriyi tekrar tekrar şekillendirmiş, İstanbul'da kaldığı dönemlerde "Sürekli Devrim" adlı kitabını yazmıştır. İlerleyen dönemlerde özellikle de Çin üzerine yazdığı yazılarda teoriye son halini vermiştir. Sürekli Devrim, Hugo Chavez'in "Sürekli Devrim" adlı kitabını okuduğunu ve bu kitapta yazan görüşlere katıldığını belirtmesi üzerine tekrar güncellik kazanmıştır.
Sürekli Devrim düşüncesine göre geri kalmış ülkelerde bile devrimin öncüsü işçi sınıfı olmalıdır. Burjuva devriminin gerekleri bile ancak ve ancak işçi sınıfı tarafından yerine getirilebilir. Burjuva sınıfı gericileşmiş olduğu için bu görevleri yerine getirmekte ayak direyecektir. Önce bir burjuva devrimi yapmaya gerek yoktur.
Elbette burada bahsi geçen fikir doğrudan sosyalizme geçiş değildir. Sürekli Devrim adlı kitapta yazıldığı üzere Sürekli Devrim proletarya öncülüğünde ulusun baştan yaratılmasıdır. Sürekli devrimle birlikte aşamalar birbirine geçer. Teorinin en önemli noktalarından biri ister ileri bir kapitalist ülkede olsun isterse gelişmemiş bir ülkede olsun öncülük görevi sadece işçi sınıfınındır.
Fakat işçi sınıfı iktidarı ele alıp bu gereklilikleri yerine getirmekle yetinemez. Devrim bu noktada tamamlanmaz aksine yeni başlar. Devrim ulusal sınırlar içinde başlayacaktır ama ulusal sınırlar içine hapsolamaz, devrimin ayakata kalabilmesi için Dünyaya yayılması gerekmektedir. Kapitalizm tek tek ülkelerde değil bütün dümyaya devrilebilir.
Bu fikirler Sürekli Devrim Teorisinin özünü oluşturur.

Troçkist Akımlar

Mandelcilik: İkinci Dünya Savaşından sonra yeniden toparlanan Dördüncü Enternasyonal içerisinde Michel Pablo ve Ernest Mandel'in başını çektiği bir akım ortaya çıktı. Onlara göre, stalinist partilerin içinde devrimci unsurlar bulunmaktaydı, hatta bazı stalinist örgütler gerçekten de devrimciydi. Bu nedenle Troçkistler, Stalinist KP'lere "derin giriş"(sui generis entrizm) yapmalıydılar ve onların içinde çalışma yürütmeliydiler. Yine aynı çizgi o deönemde yeni ortaya çıkan Yugoslavya devletinin bürokratik olmadığını ve gerçek bir işçi devleti olduğunu söyleyebiliyordu(zaten bu nedenle Dördüncü Enternasyonal pek çok militanını Yugoslavya'ya yollamıştı) Böylece Dördüncü Enternasyonalin "her koşul altında işçi sınıfının partisinin bağımsızlığı" ve "stalinist, merkezci, sendikalist, ulusalcı ve benzeri akımlarla kesin olarak ayrılarak uzlaşmacılığı reddetme" ilkelerinden vazgeçilmiş oluyordu. Aynı zaman da SSCB ve benzeri bürokratik rejimlerin kapitalizm ile sosyalizm arasındaki bir aşama olduğunu iddia ediyordu. Bunun dışında Pablo-Mandel akımı işçi sınıfı dışında devrim için yeni öncüler aramaya başlamışlardı ve ilk olarak ulusal kurtuluş hareketlerini buldular. ilk olarak ise Cezayir Ulusal Kurtuluş Hareketine koşulsuz destek verildi, hatta Cezayir'in bir "yarı işçi devleti" olduğu iddia edildi. Bunun yanlışlığı ise daha sonra kabul edilecekti. Daha sonra Küba'nın da bir işçi devleti olduğu ileri sürülecekti. En sonunda "bürokratik bir işçi devletinin, gerçek bir işçi devleti ile aynı işlevi görebileceği" iddiasında bulundular. Yeni kitle öncüleri düşüncesiyle gerillacılığa, ulusal kurtuluş hareketlerine, stalinist ver merkezci partilere, eşcinsel ve feminist harektlerine destek verildi. DE-BirSek'in Bolivya seksiyonu ülkede hızla yükselen işçi hareketini görmezden gelip gerilla mücadelesine koşulsuz bir biçimde katıldı ve Che'ye koşulsuz destek verdi. Che'nin öldürülmesinden sonra ise gerillalarla birlikte bütün Bolivya seksiyonu yok edilecekti. Yıllar sonra ise BirSek gerillacılığın yanlış olduğunu kabul edilecek ama onun yerine anayasalcılığı benimseyecekti. BirSek içindeki bütün seksiyonlar ise kendi bölgelerinde ve iç işlerinde tamamen serbest bırakılacaktı, böylece Dördüncü Enternasyonalin tüzüğündeki "demokratik merkeziyetçilik" ilkesi fiilen terk edilmiş olacaktı. 1985 yılından itibaren SSCB'de başlayan Glastnost ve Perestroyka hareketleri ise Sovyetler Birliği'nin bürokrasiden kurtarılması ve gerçek bir işçi iktidarına dönüşmesi olarak kabul ediliyor, bu hareketlerin en sonunda yaşanan dağılma ise bir "işçi devrimi" olarak tanımlanıyordu. Hatta Mandel bizzat SSCB'ye seyahat edip Gorbaçov'u kutluyordu. Bu rejimlerinin çöküşünden sonra büyük darbe yiyen stalinist hareketlerden umut kesilecekti ve Maitan sosyal-demokrat hareketlerle işbirliğine girişecekti. Zaten bundan yıllar önce Sri Lanka'da bir sosyal-demokrat parti olan NSSP seksiyonluğa kabul edilmişti. Pablo-Mandel çizgisinin ortaya çıkışından sonra James P. Cannon tarafından yazılan "Dünyanın Dört Bir Yanındaki Troçkistlere Açık Mektup" ile buna tepki gösteren bazı bileşenler ayrılıp Dördüncü Enternasyonal'in uluslararası Komitesi(DEUK)ni kuracaktı. Daha sonra Cannon'un başını çektiği ABD seksiyonu Dördüncü Enternasyonal Uluslararası Sekreterliği(DEUS) ile tekrar birleşecek ve Dördüncü Enternasyonal Birleşik Sekreterliği(Birsek)ni kuracaktı. Healey, Moreno ve Lambert ise buna karşı çıkacaklar ve DEUK'un devamını sağlayacaklardı. Türkiye'deki temsilcileri: Yeni Yol, Sosyalist Alternatif, Devrimci Marksist Kollektif
Morenoculuk:Bu akım, ismini Nahuel Moreno'dan alır. 1940'lı yıllarda Arjantin'de Moreno'nun başını çektiği bir grup Marksist İşçiler Grubu'nu kuracaktı Peronculuğu gerici ve sağcı bir akım olarak değerlendirmekle kalmayacak onu faşist olarak da tanımlayacaktı. Peronculuğa uzlaşmaz bir tutum izleyen Moreno aynı zamanda onu destekleyen CGT adlı sendika konfederasyonunun kapatılmasını istemek ve yükselen işçi hareketi CGT ve Peron'un kuyruğunda olduğu için polis hareketi olarak tanımlamak ve karşısında olmak gibi sekter bir davranış için de bulunuyordu(günümüzde LIT-CI da bu çizginin sekter olduğunu kabul ediyor. Fakat çok geçmeden bir kaç yıl içinde aynı Moreno Peronculuğun en ateşli destekçisi olacaktı ve onun "sol kanadı" olarak tanımlayacaktı kendisini. 1958 yılında işçi hareketinin desteğini hızla yitiren Peron, sağcı Frondizi ile işbirliğine girişti. Bu durum, işçi hareketinin, sendika bürokrasisinin, sol grupların ve hatta Peroncuların büyük tepkisini çekerken sadece Moreno onu destekledi. 1958 seçimleri ise Peron açısından büyük bir yenilgiyle sonuçlandı. Pabloculuğa sert eleştiler getiren Moreno aslında onlardan farklı yönelişlere girmedi. Küba Devrimi'ne kadar gerillacılığa karşı çıkan ve Kastro'yu "goril" olarak tanımlayan Moreno daha sonra Kastroculuğun savunuculuğunu yapacak ve gerillacılığa destek verecekti. 1969 yılında ise gerillacılığa tekrar karşı çıkmaya başladı. Burjuva anayasalcılığı destekleyen Moreno 19.yüzyıldaki Arjantin anayasasını savunmaya başladı. Bir halk cephesi kurulması fikrini savunarak Troçki'nin bu konuda yadığı her şeyi pratikte reddetti. 70'lerde tekrar kurulan askeri diktatörlüğü "en demokratik askeri hükümet" olarak tanımladı. Bu askeri hükümetin İngiltere ile yaptığı savaştan yenilgiyle çıkmasından sonra büyüyen işçi hareketine katılmadı. Daha önce Deuk ve Birsek içinde faaliyet göstermiş olan Moreno, kendi enternasyonali olan Uluslarası İşçiler Birliği-Dördüncü Enternasyonal(LIT-CI)i kurdu. LIT-CI 1987'de Moreno'nun ölümünden sonra büyük bir krize girmeye başladı. SSCB ve benzeri rejimlerin çöküşünü işçi devrimi olarak selamladı. Büyük krizlere giren LIT-CI pek çok parçaya bölündü. Türkiye'deki temsilcisi: İşçi Cephesi [1] gazetesi ve RED çevresidir.
Lambertcilik:Bu akım ismini Pierre Lambert'ten almıştır. Lambert Troçki'nin yaşadığı yıllarda Dördüncü Enternasyonale katılmış daha sonra DEUK saflarında bulunmuştur. DEUK'dan ayrılan Enternasyonalist Komünist Örgüt 68 Fransa'sındaki olaylarda Kızıl Üniversite gibi sloganalrı savunarak kendisini gençlik hareketine uyarladı. Bir dönem Moreno ile birlikte Enternasyonal kurma çabasına giren örgüt bu anlaşmayı gerçekleştiremedi ve Moreno, kendi enternasyonalini kurdu.
Uluslararası Sosyalist Akım:Bu akım Tony Cliff'in teorilerini kabul etmektedir. Çeşitli çevrelerce "Cliffcilik" olarak adlandırılan akımın, en önemli farkı Doğu Bloku'nun devlet kapitalisti olduğu görüşünde olmalarıdır. Bu görüş ilk defa Cliff'in Rusya'da Devlet Kapitalizmi adlı kitabında dile getirmişlerdir. Bağımsız bir hareket düşüncesini bir kenara bırakmışlar ve kendisini anti-kapitalist olarak tanımlayan, feminist hareketler, ulusal kurtuluş hareketleri, stalinistler, merkezciler, eşcinsel hareketler, demokratik hareketlerle ittifaklar kurmaya yönelmişlerdir. Türkiye'deki temsilcileri: Devrimci Sosyalist İşçi Partisi, Antikapitalist, İşçi Demokrasisi (Marksist Bakış ise yukarıda savunulan pozisyınları reddetmekle beraber SSCB ve benzeri rejimlerin devlet kapitalisti olduğu görüşünü desteklemektedir.)
Ortodoks Troçkizm: slında yukarıdaki akımların hepsi kendisini Ortodoks Troçkist olarak görmektedir ama bunların dışında doğrudan bu ismi kullanan bir akım vardır. Bu akım yukarıdaki akımların hepsini pabloculuğun farklı fraksiyonları olarak değerlendirmektedir. İşçi sınıfının partisinin bağımsızlığını savunarak reforminist olarak tanımladıkları pablocu, stalinist, merkezci, reformcu, gerillacı, sendikacı, ulusal kurtuluşçu hareketlerin hiçbiri ile ittifaka yanaşmaz, onların devrimcileşebileceğini düşünmez(aşağıda değineceğiz nedenine) bu nedenle onlarla ittifaka yanaşmaz, işçi sınıfının marksist bir parti altındaki birleşik cephesini savunur. Yukarıda sayılan akımların hepsinin gerici olmasının ve devrimcileştirilememesinin nedeninin ise onların sınıfsal, örgütsel yapılanmasında olduğunu ve kapitalizmin günümüzdeki durumunun bir sonucu olduğunu düşünür. Diğer akımlardan farklı olarak küreselleşmeyi reddetmez küreselleşme ile küreselleşmecelik ideolojisini birbirlerinden ayırır. Küreselleşmenin insanlığıa barış, huzur ve refah getirecek bir olgu olduğuna karşı çıkar. Küreselleşme dünya ekonomisinin hızla uluslararasılaşması, üretimin dünya çapında yeni teknolojilerle planlanması olgusudur, bu nedenlerle küçük burjuva sınıfının hızla mülksüzleşmesine ve işçi konumuna gelmesine neden olmuştur. Bu durum kendisine küçük burjuva ve ulusal burjuva gibi sınıflara dayandıran ya da -bilerek veya bilmeyerek- küçük burjuva perspektife sahip olan pablocu, stalinist, merkezci, ulusal kurtuluşçu akımların hızla gerilemesine neden olmuştur. Ulusal kurtuluş hareketleri ve gerillacı hareketlerin emperyalizmle uzlaşmasına neden olmuştur. Dünya ekonomisinin uluslararasılaşmasına paralel olarak ulusal sınırlar içindeki direnişler, grevler, devrimler başarısızlığa uğramıştır. Bu durum sendika bürokrasisinin gücünü pekiştirmesine ve işçi sınıfının haklarının ve ücretlerinin gaspedilmesinde kullanılan örgütler olarak sendikaların benimsenmesine neden olmuştur. İşçi sınıfı sendika bürokrasisine karşı geçiş talepleri doğrultusunda karşı çıkmalıdır ama sendikaların devrimci dönüşümü imkansızdır. Zaten sendikalar kapitalizm içindeki sömürü üzerine pazarlık örgütleri olarak var olurlar sosyalizm gibi bir perspektifleri yoktur. Fakat en geniş işçi örgütleri olduğu için Marksistler bu örgütlere propaganda ve işçi kazanma faaliyetleri için girmelidir. Küreselleşmenin bir başka yönü ise üretimin dünya çapında örgütlenmesine giden yolu döşeyerek, üretimde yeni teknolojileri devreye sokarak,, işçi sınıfını olağanüstü büyüterek ve birleştirerek sosyalist bir dünyanın alt yapısını hazırlamıştır. Hem buna dayanarak hem de ulusal sınırlar içinde yapılan direnişlerin hızla erimesine pararlel olarak dünya devrimi için bir enternasyonal görüşünü benimserler. Enternasyonali farklı ülkelerdeki devrimci partilerin birliği değil demokratik merkeziyetçi bir dünya partisi olarak ele alırlar.
Kitlesel işçi partisi yerine partinin programını ve tüzüğünü kabul eden ve bu amaç doğrultusunda eylem yapmaya hazır olan herkesin partiye girmesini yani profosyonel devrimci kadrolardan oluşan devrimci partiyi savunurlar. KİP'leri tasfiyecilik olarak görürler.
Gerillacılığın, işçi sınıfından uzaklaşmak olduğu, kapitalist toplumun merkezleri şehirler olduğu ve işçi sınıfı içinde örgütlenmek gerektiği gerekçeleriyle bu tür bir eylem biçimini reddelerler ve tasfiyecilik olarak görürler.
Entrizmi reddeler, çünkü hem stalinist ve diğer hareketlerin devrimci olmadıkları düşüncesindedirler hem de bunun marksist kadrolarıın tasfiyesinden başka bir şey olmadığı düşüncesindedirler.
Türkiye'deki temsilcisi: SSS-Sosyalizm